Yargıdan Yargıya Darbe

Tuz Kokunca Ne Yapılır?

Anlaşılır gibi değil. Ülkemizin kerameti kendinden menkul hukukçuları acıkınca putlarını yiyor. Hukuk fakültelerinde öğretilenlerle ülke yaşananlar, ya da bu ülkenin insanına yaşatılanlar arasında doğu ile batı arasındaki mesafe kadar fark var.

"Ne alaka?" diyebilirsiniz. Ya da sadede gel diyebilirsiniz. Dört yılda öğrendikleriniz dört dakikada yerle bir olunca sadede gelemiyorsunuz. Karşınızda HSYK mensupları gibi, Yargıtay hakım ve savcıları gibi, Danıştay üye ve başkanları gibi ya da Anayasa Mahkemesi üyeleri gibi hukukçular olunca insan gerçekten kendine gelemiyor.

Danıştay diyor ki "Yükseköğretime giriş sınavlarında katsayılar eşitlenirse telafisi imkansız zararlar oluşur." Yani diyor ki eşitlik bazılarına öyle batıyor, eşitlik bazılarının öyle canını yakıyor ki bu acının telafisi yok. Peki ne istiyorlar? Kulvar aynı kulvar. Menzil aynı menzil. Fakat bazı yarışçılar hem yarışa daha geriden başlayacaklar hem de koşamasınlar diye ayaklarına taş bağlanacak. Neden? Çünkü beyaz Türklerin ve seçkincilerin evlatları yata yata ceplerini doldururken pasaklı taşralılar ve mürteci kenar mahalle çocukları ellerindeki imkanları almaya kalkışıyor.

Peki HSYK ne demek istiyor? Demek istiyor ki "Bekledik bekledik, bu asker bir türlü darbe yapmayı beceremedi. Üstelik uslanmaz, yeni yetme savcılar çıktı, talimatlarımızı dinlemiyor, darbeci diye şirin ergenekoncularımızı yargılamaya kalkışıyor. Dur diyemiyoruz. Daha önce Şemdinli Savcısı Ferhat Sarıkaya'yı paçavraya çevirdik, adamın hayatına kararttık, hala dersini almayan savcılar var. Bu iş böyle olmuyor, bir ders daha verelim. Hem öyle bir ders verelim ki saflarımız iyice belli olsun!"

Burjuva çocuğu adam öldürür, elini kolunu sallayarak dolaşır, ne polis bulabilir, ne jandarma. Mafya haraç toplar kimsenin gıgı çıkmaz. İş adamı banka soyar çok çalmışsa ortak olurlar kimse dokunmaz. Asker suç işler iyi çocuktur referansıyla savcıya hayatı zehir edersiniz.

Hukuk bizim köyün çobanından başkasına işlemiyor. Garibim Allah göstermesin akşam eve gelirken ormandan bir odun keser de eve getirmeye kalkarsa, bi de yolda ormancıya rastlar yandi ne yandı.

Bir hükümetimiz var, ömrüne bereket. Ayağına basınca "demokrasi, insan hakları, adalet, hukuk!" diye çığlık atıyor. "hah!" diyoruz "maşallah adamlar müesses nizama direniyorlar. Birşeyler değişecek. Artık gereken yapılacak." Bir de bakıyoruz ki fırtına dinmiş. Sanki hiç bir şey yokmuş gibi devam. İki ileri bir geri. Başımıza bir balyoz daha yiyoruz.  Ve kısmi felç geçiriyoruz. Kendimize gelmek için epeyce zamana ihtiyacımız oluyor.

Hukukumuz gümleyeli çok olmuştu ama bu son hamleyle artık tescillenmiş oldu. İşin doğrusu ne yapılabileceğini söylemek gerçekten çok zor. TUZ KOKMUŞ TUZZZZ. Kadı puşt olmuşsa kime gidelim?

Anayasa değiştirseniz Anayasa Mahkemesi tepenizde bekliyor. Olmaaazzzz. İdari işlem yapsanız, işleri yürütmeye kalkışsanız, öte tarafta Danıştay teyakkuzda. Olmaaazzzzz... Şarkı söyleseniz, şiir okusanız, miting yapsanız, ev sohbetine gidip derdinizi anlatmaya kalkışsanız, cumhuru unutmuş Cumhuriyet Başsavcısı kapatmayı hissettiriyor. Ölelim bari ya huu diyeceksiniz o da bedava değil... Seçim? Ne değişecek ki?

Bir kapıyı kapatan Allah bir kapı da açar. Umutsuzluğa mahal yoktur. Ya da çaresizseniz çare sizsiniz. Hangisini derseniz o olsun. Ama başlanacak yer yeni ve sivil bir anayasadır. Yapılacak yeni ve sivil bir anayasa, geçmişin tüm kirlerini, paslarını, temayüllerini, teamüllerini, kokuşmuş kurumlarını, despotik anlayışını, nasırlaşmış bürokratik yapıyı temizleyecek, revize edecek, yepyepi tohumlar ekecek ve ülkeyi tekrar diriltecektir. 

Ha, yapılacak yeni anasaya da öyle üç günde beş günde yapılacak iş değil. Olmamalı. Nasıl ki alevi çalıştayında seri oturumlar yapıldı. Arka arkaya beyin fırtınaları gerçekleştirildi, aynen öyle seri toplantılarla ve derin tartışmalarla yapılmalıdır. Her zaman yapıldığı gibi bir komisyon kurup işi onlara havale eder, oradan de çoğulcu olmayan bir meclisten geçirirseniz bu çözüm olmaz.

Yapılması gereken nedir? En az iki yıllık hazırlık süreci düşünülmeli. Bu süreçte ülkemizin tüm kesimlerinin temsilcileri bulunmalı. Odalar, borsalar, sendikalar, dernekler, üniversiteler, bürokrasi, yüzde birin üstünde oy alan tüm siyasi parti temsilcileri bu toplantılara davet edilmeli. Gerekirse yurt dışından da anayasa uzmanları bu toplantılara davet edilmeli. Başlangıçta bu toplantıları protesto edecek gruplar olabileceği gibi, toplantıları sabote edecek gruplar da çıkabilir. Ancak alevi açılımında olduğu gibi sabırlı bir idareyle zaman içinde toplumun tüm kesimlerini ortak bir noktada buluşturacak anlayışa ulaşılabilir. Bu şekilde ön hazırlığı yapılmış bir anayasa yine ikili bir seçimle ülkemizde yüzde bir oy alan tüm partilerin temsil edildiği bir meclisten geçirilir, sonra da halka onaylatılırsa ortaya konsensüse dayalı güçlü ve dayanıklı bir anayasa çıkacaktır ve artık iki de bir anayasa değişikliği tartışması yapılmayacaktır. Ve işte  bundan sonra yapılacak reformlar hem kolay, hem dayanıklı hem de verimli olacaktır. Aksi yaklaşım kavgaları sona erdirmeyecek, sadece millete zaman kaybettirecektir.

SiM Web Dizayn Copyright © 2010 SiMart | All Rights Reserved Copyright 2010 © Mehmet Peker | All Rights Reserved interlog
www.sim.web.tr | destek@sim.web.tr İletişimHakkımda | S.S.S | Site Haritası